Kullanıcı Adınız:

Şifreniz:

 (Şifre Sor)
Üye Ol

Site

Blog Anketler İstatistikler Üyelik Künye SSS E-mail Linkler

Haberler

Genel Türkiye'den Yurtdışından Siteden Haber Arşivi Eski Haberler

Animeler

İsme Göre Türe Göre Yıla Göre Puana Göre Kategoriye Göre Yeni Yayımlanacaklar

Mangalar

İsme Göre Türe Göre Yıla Göre Puana Göre Yeni Yayımlanacaklar

Yazılar

İncelemeler Röportajlar Detaylı Tanıtımlar Kitap İncelemeleri Etkinlikler Yazışmalar Diğer

Çizim

Julie Dillon'ın Dersleri Patrick Shettlesworth 'ın Dersleri

Kişiler Şirketler

 

Çizgi Romanın Tanımı ve Tarihsel Gelişimi


2. BÖLÜM

UZAKDOĞU KÜLTÜRÜNÜ VE SANATINI ETKİLEYEN DİN VE FELSEFE AKIMLARI

2.1 Geleneksel Din: Şinto

Budizm Uzakdoğu’ya yayılmadan önce Çin’de ve Japonya’da inançlara yön veren tapınma sistemi, bu ülkelerde ulusal din olarak da kabul edilen Şintoizmdir. Şinto kelimesi Çince iki sözcükten; “shin” (tanrı) ve “tao” (yol)’dan gelir. Şinto dini daha öncelerde de varolmasına karşın yazılı metinlerde Şinto ismi 6. yüzyılda kullanılmaya başlanmıştır. Şinto, bir tür çok tanrıcılık (politeizm, panteizm) yolu, yalnızca belli tanrılardan oluşan tek bir tapınak değil, toplumun (soyun) tüm ölmüşlerini içine alan geniş bir tarih birikimi olarak tanımlanmaktadır. Japonya’da kutsal sayılan ölmüşlere “Kami”1 (ruh) denilmektedir. Bu tam olarak türkçeleştirildiğinde “üstün insan“ kavramına ulaşılır. Bozkurt Güvenç, Japonya’da her evde bulunan, günlük duaların edilmesi için kullanılan “Butsudan” (Buda rafı)’ndan bahsederken, “kami”lerle ilgili bir incelemesini şöyle sunmuştur;

“Butsu-dan belki de yanıltıcı bir addı. Kutsal “Buda-rafı” anlamına geliyordu. Oysa Vakō ailesinin tüm atalarını(daha doğrusu ölmüşlerini) simgeleyen bir kami-dana (evdeki dua, kutsal ata köşesi) idi. Aslında temiz giysiyle yapılan bu bağlılık ve saygı törenseli, Budist töreninden çok Şinto (geleneksel halk) töresine uygundu. Kültür olgusunun birleştirici gücü ve büyüsü, en eski halk inancı olan ataya tapma uygulamasını Buda rafı ile bir güzel bütünleştirmişti. Çiftçi Vakō San, güne başlarken atalarını saygıyla selamlıyor, onları onurlandırıyor, günlük çalışma ve çabalarında atalarından kendisine ve ailesine yardımcı olmalarını istiyordu. Evdeki kutsal dolap mahalledeki türbe ya da “jinja”, ulusal parktaki en büyük Şinto anıtları önünde de yapılsa, bu duanın özü bir “ataya tapma” törenseli idi. Dua edilen, sığınılan varlık ailenin ölmüşleriydi. Soyun toplumun kendisiydi.” (Güvenç, 1980:98-99)

Japonya’da ve Çin’de kami’lerin sayısını hesaplamanın olanaksız olduğu düşünülmektedir. Bunun sebebi Şinto dininde doğa olaylarının doğal yaşantının ve sosyal yaşamın bile tanrılarının olduğuna inanılmasıdır. Bu nedenle kami’lerle ilgili inanç ve uygulamaları içine alan geleneklerin tümünü Japonlar kısaca “Şinto” (tanrılar yolu) olarak, Çinliler ise “Taoculuk” olarak adlandırmaktadır.

Budizm’in yayılmasıyla Şinto dini ile Budizm arasındaki ilişkiler her iki dini de değişikliğe uğratmıştır. Bu değişiklik Budizm’in içine bazı Şinto tanrılarının alınmasıyla gerçekleşmiş, Şinto’nun dinsel uygulamaları, aynı Budizm’de olduğu gibi, içsel aydınlanmaya ulaşabilecek yöntemler olarak görülmüş, bu iki inanç sisteminin aynı gerçekliğe ulaşmadaki iki farklı ifade biçimi olduğu ileri sürmüştür.

>> 2.1.2 Buda ve Budacılık
Buda veya Budizm adı verilen din M.Ö. 6. yüzyılın ikinci yarısında Hindistan’ın Nepal bölgesinden dünyaya yayılmıştır. Kurucusu Siddharta Gautama ya da Sakyamuni olarak bilinen kişinin İ.Ö. 536-483 yılları arasında yaşadığı varsayılmaktadır. Budizm Hindistan’dan Hindiçin’e buradan Çin’e ve Kore üzerinden de Japonya’ya ulaşarak tüm Uzakdoğu’ya yayılmıştır.

Budizm’in kurucusu genç Siddharta’nın hayatı günümüze mitlerle ulaşmaktadır. Bu mitlere göre öz olarak zengin ve rahat bir hayat yaşayan genç bir prensin acı, yaşlılık, hastalık ve ölümle tanışarak mutlu yaşantısını terk etmesi ve aydınlanma yolunda ilerlemeye başlaması anlatılmaktadır. Mitlerin günümüze getirdiği bu hikayenin doğruluğu tartışılsa da Buda’nın bundan binlerce yıl önce yaşamış bir bilge olduğu görmezlikten gelinmemektedir. Budizm’in öğretileri pek çok araştırmacı tarafından kategorize edilmiştir fakat dayanılan temel nokta; aydınlığa (nirvanaya) ulaşmanın yaşamın amacı olduğu ve tüm evrenin sürekli dönüşüm içinde olduğu (yaşam-ölüm ve reankarnasyonla tekrar dünyaya dönme) kuramı değişmemektedir. Buda aydınlanma yolunun açılması için yaşamdaki acıların kaynağı olan arzulardan kurtulmak gerekliliğini ortaya koymaya çalışan öğretiyi yaymaya çalışmıştır. Aydınlanma sonucunda elde edilen bilgiler değil, aydınlanma yöntemi en önemli öğretilerin başında gelmektedir.

Budizm’in Uzakdoğu’daki gelişimi sırasında Batı’daki Hıristiyanlık mezheplerini anımsatır şekilde tarikatlara bölünmüştür. Budizm bu öğreti bölünmesiyle ilk yüzyıllardan başlayarak geleneksel halk dininin inanç, uygulama ve toplumsal işlevlerle (cenaze veya evlilik törenleri gibi) uzlaşmış ve yorumlanmıştır. Uzakdoğulular dini de gelenekselleştirmiş, Şinto ve Budizm’i aile dini (yani gelenekçi din) olarak benimsemişlerdir. En yaygın Budizm türü ya da mezhebi olan Zen Budizm’i, Uzakdoğu insanı tarafından yorumlanmış Buda inancına en iyi örnek olarak gösterilebilir. Bozkurt Güvenç “Japon Kültürü” adlı eserinde kendisine anlatılan bir mezarlık ziyaretinde yapılan töreni şöyle yorumlamıştır;

“Bu törende, Ataya tapmanın değişen ve süreğen kalıntılar görülmektedir. Atadan aslında fazla bir şey beklenmiyor ama aile üyeleri birlik ve dayanışmalarını Baba ruhu çevresinde sürdürüyorlar.

Uzakdoğu insanı Budizm’i ve Şintoizm’i kabul etmiştir ve halâ bir aile geleneği gibi kabul edilen bu iki inanca bağlı kalmaktadır. Bunun yanı sıra istatistiksel araştırmalara göre kişisel dinlerinin olmadığını söyleyen bir toplum olarak inançlara, ilkelere ve yaşama kutsalmış gibi saygı göstermektedirler.” (Güvenç,1980:113,114)

Hindistan’dan sonra hızla Uzakdoğu’ya yayılan ve yönetici sınıfın da desteğiyle yaygınlaşan Budizm, düşünce ve inanışları etkileyerek bu geniş alanın kültür ve dini değerlerinin ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. Bu bölgedeki kültürel ve sanatsal gelişimi daha iyi anlayabilmek için Zen Budizm’inin de çok iyi anlaşılması gerekmektedir.

>> 2.1.3 Zen Budizm’i
İlk olarak Hindistan’da Buda’nın yaşamı ve öğretileri çevresinde oluşan Budizm dininde aydınlığa ulaşmanın yolu, dünya gerçekliğiyle verilen mücadeleden ve birçok yaşamsal zorluğa katlanmaktan geçmekteydi. Kaynağı yine Hindistan’a dayanan fakat Uzakdoğu’da yaygın olarak benimsenen Zen Budizm’i ise aydınlanmaya doğrudan yardımcı olmayan her türlü yükten kendini kurtarmıştır. Watts’a göre, (1998, 107) başka bir tanımla Zen inanışı Budizm’in özünü yakalamış ve etrafındaki ayrıntılardan arınmıştır. Zen inanışında kutsal yazılara, Buda heykellerine veya dinsel gereçlere önem verilmemesinin sebebi böyle açıklanabilir. Allan Watts bu konuyu şöyle ifade etmiştir;

“İşin güzel yanı şudur ki, Zen’i sadece duymak değil görmekte mümkündür. ‘Yüz defa anlatmaktansa bir defa göstermek evladır’ deyişine göre, Zen’in kendisini sanatta bulan ifadesi, onu anlamanın en dolaysız ve doğrudan yolunu verir. Zen’in yarattığı sanat tarzlarının diğer Budist sanatlarda olduğu gibi sembolik olmayışı da onun bu özelliğini daha da güçlendirir.” (Watts,1998:221)

Zen inancı aynı zamanda, evrenin döngüsünde tüm yerküreyi evi olarak benimseyen bireyi çevresiyle bütün olarak algılayan bir düşünce sistemidir.

2.2 Zen Budizmi ve Resim

Uzakdoğu toplumları arasında Çin, tarihi 5000 yıla uzanan ve günümüzde aynı topraklar üzerinde yaşamaya devam eden bir toplumdur. Çin’in köklü geçmişi ve sanatı, çevresindeki çoğu ülkeyi etkilemiş ve bu toplumlar arasında kültür bağlantıları oluşmuştur. Budizm’in Hindistan ve Çin üzerinden tüm Uzakdoğu’yu etkisi altına almasıyla bu bölgede sanat ve kültür öğeleri de benzerlik göstermeye başlamıştır. Kültür ve sanat açısından, Çin, Kore ve Japonya Budizm’den etkilenmiş ve bu inanç sistemi sanatın vazgeçilmez bir unsuru haline gelmiştir.

Sanatında asıl devrimini Budizm’le gerçekleştiren ilk Uzakdoğu toplumu Çin’dir. Budizm’in hızla yayılması ve benimsenmesi Çin sanatında çok etkin bir rol almasına yol açmıştır. Çin sanatının başlangıcına dair edinimler çok az olsa da tunç dökme konusundaki ustalıkları ve eski tapınaklarda kullanılan tunç kapların İsa’dan önce birinci bin yılına ait olduğu sanılmaktadır. Resim ve heykel sanatı ise bu kadar eskiye dayanmamaktadır.

Çin sanatının etkileri bir süre sonra Zen Budizm’inin de yansımaları olarak Kore ve Japonya kültürlerini de etkilemeye başlamıştır. Kore ve Japonya gibi diğer Uzakdoğu ülkelerinin (Singapur, Tayvan, Tayland) sanat eğilimleri de Çin Budist kültürü etkileriyle gelişmiştir. Budist inancın sanata yayılması E.H. Gombrich tarafından şöyle ifade edilmiştir;

“Budizm, sanatı, sanatçıya yalnızca yeni konular esinletmekte değil, resme büyük bir yenilik sokarak da etkiledi. Ne eski Yunanistan’ın, ne de Rönesans’a dek Avrupa’nın tanıdığı biçimde, sanatsal buluşlara taparcasına bir saygıyı sokarak. Çinliler, ressamı da esinlenmiş ozanla aynı düzeye koyarak, resim sanatını önemsiz bir iş saymayan ilk halk olmuştur. Doğu dinlerine göre, hiç bir şey, doğru bir biçimde düşünceye dalmaktan veya başka bir deyişle, derinlemesine düşünceye dalmaktan daha önemli olamazdı. Düşünceye dalmak ise, aynı kutsal gerçeği saatlerce düşünerek tartıp biçmek, akılda bir düşünceyi saptamak ve hiç dalgınlığa düşmeden onun tüm yönlerini irdelemek demekti.” (Gombrich,1986:108)

Uzakdoğu’da yaratılan sanat eserleri, diğer Budist sanatlardaki sembolik arayıştan ve betimleme tarzından daha farklıdır. Bu fark Zen Budizm’inin yarattığı dünyevi ve insancıl anlatımcılıktır. Daha önce de belirtildiği gibi, Budizm ve Zen Budizm’i insanı doğadan farklı ve yabancılaşmış bir parça gibi görmez. O dönemde Buda çevresinin rahiplerinin (Resim 28) veya Buda’nın gerçeğe çok yakın resimleri ve heykelleri yapılmıştır.


Resim 28. Bir keşiş başı, Çin’de I-chou’da bulunan sırla kaplı bir heykelden ayrıntı (olasılıkla İ.S .1000 yılı dolaylarında yapılmıştır).

Zen sanatları temelde gerçeğe bağlı kalan bir betimleme tavrını benimsememektedir. Resim sanatında ortaya konan sanat eseri sadece bir doğa betimleyişi değil, kendisi doğanın bir eseri olarak algılanmaktadır. Buradan çıkarılacak anlam sezgisel ve rastlantısal bir tekniğin kullanıldığıdır. Fakat bu rastlantısal sanat yaklaşımı kesinlikle Zen resminin şansa bırakıldığı ve sanatçının eylemini ikinci plana atan bir yaklaşım değildir. Sanatçı denetiminde, kendiliğindenlik ve disiplin iç içedir. Alan Watts bu konudaki yaklaşımlarını şöyle ifade etmektedir;

“Batı sanatında biçimler dini ve felsefi gerçeklerden ortaya çıkar. Burada ruh doğadan ayrıdır... Ve yukarıdan inip hareketsiz ve inatçı maddelerin üzerinde, zeki bir enerji olarak çalışır. İşte Malraux sanatçıdan bahsederken her zaman etrafını “fetheden” olarak, bu yüzden bahseder. Keşiflerin ya da bilim adamlarının dağları veya uzayı fethetmekten bahsetmelerine benzer bir ifade şeklidir bu. Bir Çinli ya da Japon’a bunlar ilginç ifadeler olarak gelecektir. Çünkü dağa tırmanıyorsanız eğer, bu eylemde dağın da en azından ayaklarınız kadar rolü vardır, yukarıya doğru çıkmanızda dağ da pay sahibidir. Resim çiziyorsanız eğer sonucunun belirlenmesinde, sizin kendi eliniz kadar, fırçanın, mürekkebin ve kağıdın da etkili olduğu bir gerçektir.” (Watts,1998:222)

Budizm ve Zen sanatlarının ifade edilişinde (ağırlıklı olarak Çin, Kore ve Japonya’da) en iyi yaklaşım resim ve şiirde gözlenmektedir. Bu bölgelerde yazı karakterleri piktografik biçimde uygulandığı için resim sanatına benzerlik gösteren yanları bulunmaktadır. Bu nedenle bilgin, ressam ve şairlerin eylemleri birbirlerine çok uzak görülmemektedir. Budist inancına çok yakın olan bir tür kaligrafik resim tarzı söz konusudur ve beyaz kağıda ya da ipek üzerine uygulanmaktadır. Fırça ve siyah mürekkep dönemin sanatçıları için mükemmel ve vazgeçilmez bir araçtır. Bir Budist şair veya rahip aynı zamanda usta bir kaligrafi sanatçısıdır. Fırçanın yumuşak kılları ve kağıda yumuşak dokunuşları sayesinde, duraklatmadan yazı ve resim oluşturulmaktadır. Japonların bu resim tarzına verdikleri isim “Sumi-e”dir. Sanatçılar arasında büyük ayrımların olmadığı konusu, resim yapılacak yüzey üzerine önce şiirin yazılıp daha sonra da resmin yapılmasıyla örneklenebilir. Bozkurt Güvenç bu konuda şu açıklamada bulunmuştur;

“Yazı fırçayla yazılır, resim fırçayla yapılır, imza fırçayla atılır, ipekli dokuma fırçayla boyanır. Japon şiiri salt bir ses-söz sanatı olmaktan çok bir yazı-fırça sanatıdır. Şiir söylenmez yazılır, dinlenmez okunur. Gözle varılır şiirin tadına.“(Güvenç 1980,124)

Sumi-e ve daha öncesinde Çin’de yapılan “Sung” manzara resimlerinde kompozisyonu oluşturan en önemli etken, resimde boşluğun kullanılmasıdır. Boşluk kullanımı; boyanmamış fonun değil, resmin boyanmış kısmının parçası olarak ifade edilmektedir. (Resim 29,30,31)

“Sanatçı sadece bir köşeyi doldurarak, resmin tüm zeminini canlı bir havaya büründürür. Özellikle Ma-Yuan neredeyse “boyamadan boyamak” denilebilecek olan ya da bazen Zen’in telsiz ud çalmak diye adlandırdığı bu tekniğin üstadı olarak kabul edilmektedir.İşin aslı şeklin boşlukla nasıl dengeleneceğini, daha da önemlisi, kişinin ne zaman yeteri kadar konuştuğunu anlamasında yatmaktadır. Çünkü Zen doldurma işlemiyle, açıklamayla ya da entelektüel yorumlarla ne estetik ne de Satori etkisini bozmaz. Daha da ötesi figür boş alanıyla öylesine iç içe bir ilişkidedir ki, dışarıya “harika boşluk” duygusunu verir ve buradan da olay aniden ortaya çıkar.” (Watts 1998:227)


Resim 29. Zen halkası, Ashigaka Shizan, - Resim 30. Sumi-e, Chingyu Daikoku, 1743-1822. 1859-1959.


Resim 31. Sumi-e, Shohaku 18. yüzyıl 122x51 kağıt üzerine siyah mürekkep.

Uzakdoğu resim sanatı konu, renk ve kompozisyonları açısından Zen Budizmi öğretilerinden yola çıkarak asıl şeklini almıştır. Çin veya Japon resimlerine bakıldığında manzara, figür veya kaligrafiden çok Zen felsefesi görülür. Uzakdoğu’da Zen Budizm’inin yoğun etkisi altında sanat eserleri ortaya konmuş ve bu yoldan etkilenen her sanat dalı kendi tarzında kendi dünya görüşünün dolaysız ve canlı bir ifadesini vermiştir.


1 Kami: Japonca’da Tanrı, insan ata, üstün ve kutsal varlık anlamına gelmektedir.

 

İÇİNDEKİLER

Önceki Sayfa

Sonraki Sayfa

Uzakdoğu Kültüründe 'Japonya Örneğinde' Çizgi Roman Sanatının Gelişimi ve Bir Çizgi Roman Denemesi Elif VAROL tarafından hazırlanmış. Alpin ve Blue tarafından düzenlenmiştir.



   

 

Son Girilen Anime Tanıtımları

1. The Rose of Versailles (Remake Movie)
2. Love Through a Prism
3. The Apothecary Diaries
4. Kamonohashi Ron no Kindan Suiri
5. The Boy And The Heron
6. Natsu e no Tunnel, Sayonara no Deguchi
7. I Want To Eat Your Pancreas

Son Girilen Manga Tanıtımları

1. Rurouni Kenshin: Master of Flame - Hidden Chapter
2. Rurouni Kenshin: Restoration
3. Yume no Shizuku - Ougon no Torikago
4. Tonari no Kaibutsu-kun
5. Lady Victorian
6. Hadashi no Bara wo Fume
7. Anne no Aijou

En Son Yorum Girilmiş Animeler

1. The Apothecary Diaries
2. Koko wa Green Wood
3. Clannad After Story
4. Fullmetal Alchemist 2
5. Steins Gate
6. Death Note
7. Baccano!

En Son Yorum Girilmiş Mangalar

1. Steel Ball Run
2. Stone Ocean
3. Death Note
4. Steel Ball Run
5. Berserk
6. Kaichou Wa Maid-sama!
7. NANA

 

Copyright © 2000 - 2026 Anime.GEN.TR